Merhaba, FenerTribun.Com Fenerbahçe Taraftar sitesine hoş geldin. Fener Tribun'de Fenerbahçe ile ilgili haberlere ulaşabilir ayrıca Fener Tribun'e kayıt olduktan sonra değerli fikirlerinizi CHAT bölümünde de paylaşabilirsiniz.

Gelgit

Gönderen stereo cipolla

Geldim ama yine gidiyorum ama bu kez keyif için, işler bitti ve sonunda tatil geldi. Verdiğim uzun arada baya bir şeyler oldu. Bunları bloga kısa kısa not edeceğim. Bazen neyin ne zaman olduğunu bulmak ve olanı nasıl yorumladığımı görmek için blogda arama yapıyorum. Bu 10 günlük dönem de eksik kalmasın..
.
.
.
Öncelik basketbolun. Turnuva öncesinde hiç umut vermeyen ve çok eleştirilen bu takım için şimdi final yolu çiziliyor. Başarma şansları da var. Bu takım geçtiğimiz sene hemen hemen bu zamanlarda bize heyecanlı günler yaşatıyorlardı, yine aynı şeyi yapıyorlar. Kim ne derse desin, bu takımın ortaya çıkmasında büyük payı olan Tanjevic’e teşekkür etmek lazım. Hatta bu turnuvanın sonucuna göre bazılarımızın özür dilemesi bile gerekebilir.
.
Dün Yunanistan’ın rezil oluşu çok hoşuma gitti, umarım İspanya onlaruı 30’a bağlar da kıçlarına baka baka ülkelerine geri dönerler. Ben de şanslı adammışım. Turnuvada sadece 2 gün maçlara gidebilecektim ve çok önceden 4-5 Eylül için biletlerimi almıştım. Yarın çok güzel iki maç oynanacak, İspanya-Yunanistan ve Sırbistan-Hırvatistan. Pazar günü ise milli takım. Biletix belası ile uğraşmaktan kurtuldum, milleti yine çıldırtmış. Önce sadece Zone 4-5 biletleri kalmış gözüküyordu, dün akşam ise bir gün önce ortada olmayan Zone 3 biletleri satılıyordu.
.
Yunanistan dedikten sonra geçtiğmiz Perşembe gününe dönmek lazım. PAOK maçı hakkında bu saatten sonra uzun şeyler söylemenin anlamı yok. Ben en çok uzatma dakikalarında gelen golden sonra takımın maçı tamamen bırakmasına sinirlendim. Fenerbahçe golü kalesinde gördüğü anda maç bitti, bunu kabul edemiyorum. Neyse, neticede Fenerbahçe yanında Galatasaray ile birlikte Avrupa’ya Ağustos ayında veda etti. Tek tesellim D-Smart’ın patlaması. Beter olsunlar.
.
Fenerbahçe Yobo ve Serkan Kırıntılı ile transferi kapattı. Yobo transferine ağırlıkla Bilica etkisiyle çok sevindim ki zaten çoğunluk da bu durumda. Sakatlık belasından uzak kalabilirse çok faydalı olacağını düşünüyorum. İki stoperimizin de ülkelerinin milli takımında kaptanlık yapıyor olması güzel bir şey. Herkesin hayalinde yeni bir “Uche-Högh” ikilisi var. Neticede transfer sezonu bitti ve bence Fenerbahçe’nin iyi bir kadrosu oldu. Okan Alkan ile ilgili bir şey söylemeyeceğim, o çocuk bir süre biraz geri planda kalsın. Aykut Kocaman ise bu hamlesiyle birçok Fenerbahçe taraftarını çok mutlu etti, biz böyle şeylere pek alışık değiliz.
.
Önder Turacı Kayserispor’a gitti, yolu açık olsun. İlk senesinde onda büyük potansiyel görüyordum ve “Türk Nesta” olacak diyordum ama o kendini zerre geliştiremedi ve ayrılmak zorunda kaldı. Keza Volkan Babacan da öyle. Ondan da umutluydum ama belli ki o da çalışmayı pek sevmiyor. Bu arada Önder’in Fenerbahçe karşısında forma giymemesi için kulübün uğraşmasını kabul edemiyorum. Küçük hesaplar bunlar, yakışmıyor. Burak Yılmaz etkisi olsa gerek.
.
Beşiktaş transfer sezonunu başladığı gibi hızlı bitirdi. Robinho’nun gelebileceğine pek inanmamıştım ama gelmesini çok istiyordum. “Ülkemizde böyle futbolcuları izlemek güzel” gibi bir kafada değilim, sadece Beşiktaş için olumsuz bir hamle olduğunu düşündüğümden bir Fenerbahçeli olarak bunu söylüyordum ama olmadı. Robinho’yu hiç sevmemem bir yana ayrıca iyi bir oyuncu olduğuna da inanmıyorum. Neticede transfer gerçekleşmedi ama birileri bu tiyatro sırasında Beşiktaş hisseleri sayesinde sağlam paralar kazandı.
.
Aurelio beni şaşırttı. Beşiktaş forması giyecek diye çok yıkılmış değilim ama ondan böyle bir şey beklemezdim. Bu ülkeye geri geleceğini düşünmüyordum. Beşiktaş taraftarı ise zamanında Ricardinho yüzünden ona çok tepkiliydi ama birçoğu bu transferi sindirdi ve bunu savunmak adına argümanlar üretiyorlar. Bu işler böyle işte, nasıl ki birçok Fenerbahçeli Emre’yi sindirebildiyse onlar da Aurelio’yu sindirebilir. Yanlış anlaşılmasın, Aureilo normal karşılandığı için kimseyi suçlamıyorum. Sadece ben kendi çevremdeki arkadaşlarımla bu tip konuları tartışırken onlar hep “farklı” olduklarını söylerdi, ben de buna karşı çıkardım. Yok işte bir farkımız, hepimiz aynı b*kun soyuyuz.
.
Galatasaray da haftalardır beklenen transferlerini son gün bitirdi. Misimovic’in futbolculuğuna laf edecek değilim ama Galatasaray’ın ihtiyacı olan oyuncu tipi olduğunu düşünmüyorum. Insua’nın satın alma opsiyonu varsa mantıklı bir hamle, Hakan Balta’nın durumu da ortada zaten.
.
Dün Ntv Spor’da Adnan Polat konuşuyordu. Bir saat boyunca televizyondan bir mırıldanma geldi ama aklımda adam gibi bir şey kalmadı. Sadece Keita gittikten sonra arkasından söylediği ahlak temelli kelimelere biraz tebessüm ettim o kadar. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim Galatasaray, Atletico Madrid ve Arda olayı büyük komedi.
.
Papazın Çayırı blogda harika bir video gördüm, buradan izleyebilirsiniz. Ne kadar çok kişi görürse o kadar iyi. Koca stadyum oradan ayrılalı 5 yıl olmasına rağmen Alex diye inliyor. Böyle bir oyuncuyu taraftarı olduğum takımın forması ile izleyebildiğim için çok şanslı olduğumu bir kez daha anladım..
.
.
.
Cumartesi ve Pazar günü buralardayım, basket maçlarına gideceğim ama sonrasında bir şeyler yazabilir miyim bilmiyorum. Tatil öncesinde yola çıkmadan buraya bir daha uğrayamayabilirim. Bakalım bu kez ben yokken neler olacak..
Etiketler: , ,

Go Home Bogdan!

Gönderen Okechukwu

Semih Erden'e basketbol oynamayı öğreten, Hidayet Türkoğlu'na takımın lideri olduğunu hissettirirken topu paylaşması gerektiğini hatırlatan, Türk basketboluna Ömer Aşık'ı kazandırırken, Slovenlere Vidmar'ı hediye eden, Avrupa basketbolunun efsane antrenörlerinden biri olan Bogdan Tanjevic, geldiği günden bugüne yaranamadı basketbol ulemalarına.

Son dünya şampiyonasının finalisti Yunanistan'ın ardından, Porto Riko'yu da mağlup ederek Amerika'nın koridorundan çıkan milli takımın en azından yarı finale kadar önü açık. Allah vere de şampiyon olmayalım. Mazallah efsane olacak Bogdan Adam!
Etiketler: ,

"Jordan" Sahada

Gönderen Okechukwu

Bir tanesi basketbol tarihine ismini gelmiş geçmiş en iyi basketbolcu olarak yazdırmışken, bunca "Jordan" akıllara zarar...

Avustralya 76-75 Ürdün (Jordan.)
Etiket Yok.

Kapatmayın Efesimi #2

Gönderen Okechukwu

Futbol sezonu açılıp, özellikle Fenerbahçem sahaya çıktıktan sonra bu blog bir sonraki Fenerbahçe-Efes Pilsen final serisine dek basketbolu unutacak kuvvetle muhtemel. Hal böyle iken aklıma takılan şu soruyu, araya sıkıştırmadan edemedim...

2008-09 final serisinin yavrum gülüm "cathine"si olan Efes Pilsen, kimyasal mücadeleyi yüzüne gözüne bulaştırıp, fiziksel olarak ise rakibiyle başa çıkamayınca, bu sefer üçüncü fazdan medet ummuş, zihinleri bulandırmak adına 2009-10 final serisi boyunca Efes Pilsen'in kapatılmasının Türk basketbolu için yıkım olacağının altını, üstünü çiziktirip durmuştu.
Seri bitti ve Fenerbahçe Ülker kaptan Damir'in söylediği gibi ödünç verdiği kupayı geri aldı. O gün bugün, "kapatırsanız çocuğumu keserim..." diye ortada dolananların ağzından ben bir kelime dahi işitmedim. Duyan bilen varsa, gelsin beni utandırsın.
Etiketler:

Akdeniz ligi üzerine serbest düşünceler

Gönderen tozlu parkeler


Son günlerde dedikodu olmaktan çıkıp herkesin diline dolanan bir olasılığa dönüşen bir durum var; aralarında bizim memleketinde bulunduğu 7 Akdeniz bölgesi ülkesinin üst düzey takımlarının katılacağı yeni bir ligin kurulması üzerine ciddi ciddi çalışıldığı artık bir gerçek.
Bir nevi, mini Euroleague ama daha çok İspanya ligi ACB’nin kalitesiyle diğer yerel liglerin çok üzerinde bir ilgiye mazhar olması sebebiyle ona alternatif olabilecek kalitede bir hafta sonu ligi inşa etme çabası gibi duruyor bu girişim.
Projenin fikir babasının eski FIBA başkanı Giorgos Vassilakopoulos olduğu, basketbolun marka değerini, endüstriyel pazarını geliştirme zırvalarını bolca telafuz eden Olimpiakos kulübü ve Avrupa kulüpleriyle daha yakın temas halinde olmak isteyen Maccabi Tel Aviv başta olmak üzere bazı kulüplerin olaya sıcak baktıkları da biliniyor.
Adriyatik ve Baltık liglerine benzer bir biçim öngörülüyor. Akdeniz liginde yeralacak takımlar, kendi ülke liglerinin normal sezonunda yer almayıp play offlardan itibaren ülke liglerindeki mücadeleye katılacaklar.
Belki henüz sadece bir fikir ama üzerine düşünmekte fayda var.
Türkiye, Yunanistan, İtalya, Sırbistan, İsrail, Bulgaristan ve Güney Kıbrıs ülkelerinden 16 takımın katılması öngörülen ligin pazarlama faaliyetlerine bağlı olarak, ilgi çekici, sporun endüstriyel bağlamında değer yaratan bir lig olma ihtimali büyük.
Kalite anlamında ACB’ye kıyasla ne düzeyde olur bunu kestirmek güç. Zira yerel ligler 3-4 senede kalitesinden çok şey kaybedip, çok şey kazanabiliyorlar.
Bu proje gerçekleşirse, Adriyatik ligi Partizan’sız yavan kalır o da ayrı konu.
Şimdi böylesine bir projenin, üst düzey takımların çekişmeli maçlarına sahne olacağı ve çekişmesiz ve yavan maçlara sahne olan yerel liglerin normal sezonlarının sıkıcılığından kurtulacağımızı düşünerek çok kişinin ilgisini çekeceği aşikar.
Yalnız bu noktada, bu projenin bir açıdan da Avrupa basketbolunu ciddi bir tehlike içine sokmasının muhtemel olduğunu görmemek olmaz.
Adriyatik ve Baltık ligleri kimseyi yanıltmasın. O iki bölge toprağından basketbol yetenekleri fışkıran birer havza. Oralarda ligin en üst düzey takımlarını ülke liglerinin dışında tutsanız bile kalite belli bir düzeyin altına düşmez her daim yeni oyuncular kendilerini, yeteneklerini, maç kazanma becerilerini geliştirecek rekabet ortamını bulabilirler.
Oysa misal bizimki gibi ülkelerde hatta Yunanistan, Güney Kıbrıs, Bulgaristan gibi ülkelerde zaten yeni yeteneklerin yetişmesi için yeterli kalitede rekabet ortamı yaratabilmek sorunken, ülkelerin üst düzey takımlarını ülke liglerinden kopartmak büyük sorun teşkil edecektir.
Sahne önünde daha kaliteli ve daha şaşalı bir basketbol ortamı oluşturabilirsiniz ama yerel liglerde ülkesinin üst düzey takımlarından kopan ”diğerleri”yle o ”üst düzey rekabeti” yaşayan takımlar arasındaki açı hem kalite hem bütçe anlamında gitgide açılacak ve yeni oyuncular kendilerini geliştirebilecek zorlu ortamlar yerine renksiz ve zeksiz bir ortamda çürüyüp gidecekler.
Düşünün Türkiye liginde play ofllara kalamayantakımlar, Efes , Fenerbahçe hatta belki de Telekom, Galatasaray, Beşiktaş’la karşılaşamayacaklar. Çöken yerel ligler kaliteli Akdeniz ligini destekleyemediği ölçüde belki de git gide daha fazla Amerikalı oyuncu Akdeniz ligine doluşacak, zayıflayan Avrupa basketbolu altyapısı yapısına uygun olmayan Amerikalı oyuncuların istilasıyla bocalama dönemine girecek.
Amatör bir ruhla, küçük çapta bir felaket senaryosu yazmaya çalıştığımın farkındayım. Ama bu tip girişimlerin basketbolun ”satılabilirliğini” arttırmayı hedeflerken aslında Avrupa basketbolunun dinamiklerine bomba koyan girişimler olma ihtimalini de gözden kaçırmamak lazım.

Etiketler:

Küçük dev adamın yükselişi

Gönderen tozlu parkeler


Siena’nın Bo McCalebb’i, Euroleague’in son 4-5 yıldaki en başarılı guardlarından Mc Intyre’ın yerine transfer etmesi transfer sezonunun en ilginç hamlelerinden birisi oldu.
2 yıldır ha dağıldılar ha dağılacaklar diye beklenen ama bir biçimde mevcut ve birbirine sıkı sıkıya bağlı kadrolarını elde tutmayı başaran İtalya şampiyonu açısından geçen yıl beklendiği kadar iyi geçmedi.
Son 10 yılda yaptıklarıyla ”Siena modeli” adlı mütevazi bir gelişim modeli ortaya çıkaran, Euroleague’in dev bütçeli ekipleriyle başa çıkacak bütçelere erişmesi hayal olan bizim memleketin takımları için Euroleague’de başarı için izlenebilecek belki de en doğru yolu çizmiş olan italyan ekibi için son bir kaç yıldır iyice yoldan çıkan dev bütçelerle baş edebilmek en büyük sorun.
Zaten geçen yıl İtalya ligini yine silip süpürmüş olsalar da Euroleague’de final four mücadelesinin uzağında kaldılar.
Geçen yıl makine gibi işleyen sistemlerinin oyun zekasıyla en önemli dişlilerinden birisi olan Kaukenas’ı kaybettiklerinde onların tıkır tıkır işleyen sistemleri için endişelenmiştik. Ama işler bu sezon daha da kötüye gidebilir.
Euroleague’in en izlenesi takımlarından birisi olan Siena geçen yıl Kaukenas’ı kaybettikten sonra kısa rotasyonunda bu yıl da önemli kayıplar yaşıyor, Romain Sato’nun gidişi onlaraçısından önemli bir kayıp. Bireysel yetenekleri her daim tartışma konusu olan ama birarada müthiş işler yapan Siena kadrosunun, son 4 yıldır, çabukluğu, oyun zekası ve asist becerisiyle maestrosu konmundaki Mc Intyre’ı kaybetmek ise gıptayla bakılan bu model takım için hakikaten acı bir durum.
Siena, Mc Intyre’ın yerini doldurabilecek bir guardı alabilecek bütçeyi ayıracak olsa zaten onu kaybetmezdi. Bu koşullarda kendi yükselişleri gibi harika bir yükseliş hikayesine sahip Bo McCalebb’le anlaştılar.
Sadece 2 yıl önce Türkiye liginin orta sıralarına tutunma mücadelesi veren Mersin BSB’de forma giyen, atletik özellikleri, sayı potansiyeli ve çabukluğuyla göz doldursa da üst düzey bir oyuncu olacağı konusunda pek bir ışık vermeyen Ammerikalı oyuncunun Partizan’a transfer olması bir çoğumuzu şaşırtmışken, geçen yıl Partizan’ın Euroleague’de final four oynamasındaki katkılarıyla şaşkınlığımızı bir kat daha arttırdı.
Final four da, Vujoseviç’in safkan Yugoslav takımında, Partizan’ın alışılagelmiş oyunundan farklı bir stile farklı bir basketbol anlayışına sahip guardı olarak yaptıkları takdire şayandı. Mc Intyre gibi bir oyuncunun yerini doldurmak kolay olmasa da, Siena topraklarında her oyuncunun yeteneklerinin üzerinde işler yapabildiğini unutmamak lazım. Kaldı ki, Mc Intyre’ın Siena’da Avrupa’nın en iyi guardlarından biri haline gelmeden önce parlak bir Avrupa kariyeri olmadığının, tanınırlığının İtalya yerelliğiyle sınırlı olduğunun altını çizmek lazım.
İlginç ve beraberinde soru işaretlerini taşıyan bir transfer.
Bo McCalebb’in yükselişinin devam edip etmeyeceği bir kenara, kan kaybeden Siena’nın güçlü modeliyle dev bütçeli takımlara rağmen Avrupa’nın zirvesi için mücadeleye devam edip edemeyeceği soruları da sezon boyunca sorulacak gibi.

Etiketler: ,

Büyük Kaptan !

Gönderen steven_stiffler

Büyük Kaptan Damir Mrsic basketbolu bıraktığını açıkladı. Fenerbahçe’de İbrahim Kutluay’dan daha çok sevdiğim bir Basketbolcu varsa; o da Damir Mrsic’tir.

Yolun açık olsun üçlüklerin efendisi…

Etiket Yok.

Arka Plandaki Adam

Gönderen atleticobonito


Resim herşeyi anlatıyor aslında..LeBron’un Miami kararının asıl şaşırtıcı yönü bu oldu zaten..Orası Wade’in takımıydı ve orda taraftarın esas oğlanı Wade idi..LeBron’un Miami’ye gelirken bunun farkında olduğuna şüphe yok fakat kafasında bu esas oğlan rolünü ele geçirmek var mı yok mu bilmiyorum..Sadece şampiyon olmak , o yüzüğe kavuşmak için , ki henüz çok genç , kariyerinde ikinci adam rolüne geçmek James gibi egosu dağların zirvelerinde gezen bir oyuncu için çok değişik bir karar..

All Star maçlarında olsun veya iki senedir playofflarda ki oyun tarzıyla antipati toplamaya başlayan LeBron Miami’ye gelerek biraz uslu çocuğu mu oynamaya geldi , tek amacı şampiyonluk mu yoksa hakikaten Miami’nin esas oğlanı rolünü Wade’den kapmaya mı geldi şu aşamada bunu öğrenmemiz mümkün değil..

Ekselans Jordan’ın konuyla ilgili yaptığı açıklama da NBA’de bu işlerin nasıl yürümesi gerektiğini gösteriyor aslında..Jordan : ‘ Benim zamanımda ben Larry Bird’i veya Magic Johnson’u arayıp , gelin beraber oynayalım demezdim ‘ demiş..Herşeyi özetliyor ve LeBron’un sadece bu kararıyla bile asla bir Jordan olamayacağını herkese gösteriyor bu durum..

Hakikaten efsane olmanın gerekliliği Cleveland’da kalıp , o takımın lideri olup şampiyon olmaktı LeBron için..

Ve bu işin bir de Kobe boyutu var..Karşısında kurulan ittifaka karşı Kobe çok daha hırslı bir sezon geçirecektir..Ve şüphesiz Kobe olası bir finalde bu ittifakı aşarsa yeni Jordan olacaktır..

Etiket Yok.

Spahija’nın takımı

Gönderen papazincayiri

Erkek basketbol takımının şampiyonluğu sonrası önümüzdeki yılın takımının nasıl şekilleneceği konusunda somut adımlar atılmaya başlandı. Öncelikle önümüzdeki yıl, geride bıraktığımız sezonki gibi Euroleague tarzı ve standartının dışında, atmasına bağlı olarak kazanacak bir takım oluşturulmayacağı belli oldu.

Ya da şöyle söylemeli; bu sezon hocası farklı telden kadroyu kuranların başka bir telden çaldığı bir kakofoniyi dinlemek zorunda kalmayacağız gibi görünüyor. Aydın hocanın dönüşü hem şubeyi yeniden yüzü gülen, işlerini severek yapan, başarı için birbirine kenetlenen ve güvenen insanlarla dolu bir ortama büründürücek hem de havaya sıkılmış kurşunların vızıldaması gibi amaçsız ”bu sezon hedef final four” lakırdılarının yerini plana, programa kavuşmuş gerçek hedeflerle yol alınacaktır. Ayrıca, takımın hocası ne tarz bir basketbol oynatacaksa ona göre bir kadro yapılanması ve oyuncu seçimi konusunda ısrarcı davranılacaktır.

Geçen yıl başlarken, Tanjeviç’in artık zihninde kemikleşmiş olan basketbol tarzıyla kurulan kadronun ve sahada oynanan oyunun arasındaki uzlaşmaz karşıtlıklardan bahsetmiştik. Daha o günlerden Euroleague’de tutunması çok güç olan, o düzeyde rahatlıkla dağılabilecek, dirençsiz, top kullanma becersine sahip oyuncuların gündelik performanslarına bağlı olarak kazanıp kaybedecek bir takım görüntüsü çiziliyordu. Kazanılan şampiyonluktan dolayı, özellikle final serisi boyunca hem oyuncuların gösterdiği dirençli mücadele hem de Ertuğrul hocanın takıma derleyip, toplayan sevgi dolu disiplinini defalarca övdük. Ama doğrusu bu takımın bu dağınık ve kötü geçirdiği bir sezonda dahi bu ligin finalinde oynayabilecek kapasiteye sahip olduğu ve play-offlar süresince takım olma adına birbirleriyle yardımlaşarak ve sahaya kazanma azimlerini koyarak oynadıklarında şampiyon olmalarının önünde bir engel olmadığıdır. Oysa bu takım, yerel ligin finalisti/şampiyonu olmaktan çok öte bir misyonu omuzlayabilecek kapasiteye sahip. Euroleague’de geçen yıl yaşanan bozgun yine bu takımın temizlemesi gereken bir hata olarak ortalıkta duruyor.

Önümüzdeki sezon için önemli işler yapılıyor, şube bu işin ehli ve Fenerbahçeliliğiyle güven yaratan bir isme teslim edildi, Avrupa basketbolunun son yıllardaki değişimini ve gelişiminin aynası olan bir hoca takımın başına getirildi. Ama neyse ki bu kadar olumlu gelişmeyi görmeyi bir anda sindiremeyecek bünyelerin, panzehir niteliğindeki Kaya Peker transferiyle şoka girmesine engel olundu. Taş gibi bir takım kuruluyor, dahası nihayet doğru işler yapılıyor, şubede sevgi dolu bir ortam yaratılıyor derken kafamıza düşen Kaya’nın etkisiyle kendimize geldik. Elbette Kaya’nın takımdan ayrılması muhtemel uzunların yerini doldurabilmek açısından yapılabilecek en doğru transfer olduğu iddia edilebilir, bu transferin gerekliliğine dair bin türlü argüman anlatılabilir. İsteyen istediği argümanı savunmakta özgürdür ama bizim bu konuda görüşümüzü tekrar etmeye, bir kez daha savunmaya gerek yok.

Bu formayı giymeye hakkı olmayan insanlar listesinde yer alması gereken adamlara inatla bu formayı giydirmenin haklı gerekçesini ”bir gün herkes Fenerbahçe’li olacak, parayı basar herkesi alırız” kibirliliğiyle açıklayanlarla aramızda kalın çizgiler olduğunu zaten her fırsatta dile getirdik. Kısa bir dönemde bünyemizi mutluluklara gark eden gelişmelerini peş peşe yaşamışken, önümüzdeki yılın taş gibi takımı kuruluyor derken, Cartman kardeşimizin deyimiyle ”kayalara gelerek” bir anlamda kendimize geldik. Kaya transferini bu kadar olumlu gelişmenin bünyelerde yaratması muhtemel zehirleyici etkilere karşı panzehir görevini göreceğini düşünerek devam edelim.

Spahija’nın basketbol anlayışını anlayabilmek için Avrupa basketbolunun son yıllarda katettiği yolu izleyebilmek lazım. Spahija’yı tam da Avrupa basketbolunun bugününü temsil eden bir koç. Tempolu, sahadaki tüm oyuncuların hem savunmada hem hücumda sorumlulukları paylaştığı ve yardımlaşmanın üst düzeyde sergilendiği bir oyun vardır kafasında. Sertdir, disiplinlidir; bu anlamda klasik yugodur. Ki belki de, bu durum bazen Aydın hocayla havuç sopayı oynamalarına sebep olacaktır. Zira fazla sertlik bu topraklarda moral bozucu olabiliyor.

Tanjeviç’in basketbolu Spahija’nınkine oranla daha tutucuydu. Tanjeviç döneminde özellikle Euroleague’in üst sınıf takımlarıyla oynanan maçlarda rakiplerin oyunu yüksek tempoda oynamayı başarması durumunda kolayca teslim olup, dağılmasının sebebi büyük oranda buydu. Tanjeviç’in takımı Euroleague’de tempoyu düşürüp, rakibi uyutmayı başardığı ölçüde başarılı olabilse de bu ligin en iyilerini bu şekilde uyutup, kilitlemek mümkün olmuyordu.

Spahija’nın Fenerbahçe’sinin hücumda daha agresif olmasını, oyun temposunu daha yüksek tutmasını bekleyebiliriz. Öncelikli mesele elbette, Spahija’nın oyununu oynayabilecek kadroyu kurabilmekte. Bu geçiş sancılı olabilir. Takım geçen yıl, Türkiye liginde tempolu oyunu iyi oynayarak rakiplerine üstünlük kurarken, Euroleague’de bu durumun aksine tempolu oyunda dağılıyordu. Bu, iki lig arasındaki düzey farkıyla açıklanabilecek bir durum elbette. Sonuç olarak tempo arttıkça iyi takımlarla daha zayıflar arasındaki farklar belirginleşiyor. Bu sezonun kadrosunun sağlam temelleri olduğunu da unutmamak lazım. Geçen yılın Euroleague performansını ne kadar eleştirirsek eleştirelim, son 4 yılda 3 yerel lig şampiyonluğu kazanmış ve yine bu periyotta sürekli olarak Euroleague’de oynamış bir takım var elde.

Geleceğin takımının omurgasını oluşturacakları düşünülen bir kaç sezon öncesinin ”genç uzun rotasyonu” dağılmış durumda olsa bile, kazanma geleneği olan, zor zamanlarda sorumluluk üstlenmesini bilip takımı ateşleyebilen oyunculardan kurulu bir temel var elde. Spahija’nın tempolu ve üst düzey yardımlaşmalı oyununu organize edebilecek guard rotasyonunun elde olup olmadığı bu kadroyla ilgili ilk soru işareti gibi duruyor. Ukiç’i Spahija elde tutuyorsa elbette bir bildiği vardır. Rakip alana çabuk geçen, tempolu oyunda çabukluğu, dribling yeteneği ve penetre özelliğiyle başarılı olan ama rakibin guarda baskı yaptığı, savunmayı sertleştirdiği bölümlerde silikleşen Ukiç’in geçen yıl NBA dönüşü sendromuna rağmen kazanılan şampiyonlukta önemli bir rolü olduğu yadsınamaz.

Ama savunma sertliğiyle fark yaratamayan, rakip guardı bozma becerisi olmayan, hücumda özellikle rakip savunmanın yerleştiği oyunlarda takımını kombine savunmaları dağıtacak yardımlaşmalı hücumlara sevk edemeyen bir oyun kurucunun birinci tercih olduğu takımların Euroleague’in üst düzey takımları arasında yer alması pek mümkün değil. Spahija’nın iyi tanıdığı ve güvendiği Ukiç’in geçen yıla oranla ciddi bir gelişimi göstermesi şart gibi görünüyor. Geçen yıla oranla daha dengeli ve defosuz bir takım yaratma konusunda atılan önemli bir adımda kısa forvet olarak sadece hücum özellikleriyle ön plana çıkan değil komple bir takım oyuncusu olan Marko Tomas’ın tercih edilmesiydi. Skorer özellikler olarak sadece iyi şut atmayı artılar hanesine yazabilen oyuncuların Avrupa basketbolunda üst düzey takımlarda yer alabilmeleri git gide güçleşiyor. Bunun yerine konsantrasyonu yüksek, yerleşik savunmayı iyi yapan takımlara karşı kendi şutunu yaratabilme özelliklerine sahip olan, bunu yaparken de topla ilişkisini ”sevda” düzeyine yükseltmeden yardımlaşmayı ve topu paylaşmayı becerebilen bir anlamda kendi pozisyonu yaratabildiği kadar takımına pozisyon da yaratmayı becerebilen oyuncular bu düzeydeki oyunun tercih edilen aktörleri oluyor. Marko Tomas bu özellikleriyle ve özellikle İspanya macerası sırasında kazandığı savunmacı becerileriyle Griçek ve kadroda kalıp kalmayacağı hala belirsiz olan Greer’in takım oyununda yarattıkları handikapları yaratmayacaktır.

Kendisi gibi, yaratıcı yetenekleri çok gelişkin Emir’le birlikte seyri de doyumsuz oyunlar oynayabilirler. Spahija’nın kendisine yaratılan şutu sokan keskin nişancılardan çok yemeği birlikte hazırlayıp, bir arada yemeyi seven türden adamların üzerine oyununu kurduğunu biliyoruz. Marko Tomas-Emir ikilisi bu anlamda onun kadrodaki kilit oyuncuları olabilir. Eldeki kadronun en büyük değişimi uzun rotasyonunda yaşadığı açık. Aslında geride kalan 3 yıldır o bölgede bir zenginlikten ziyade gelişimleri beklendiği ölçüde olmayan oyuncuların yarattığı bir şişkinlik var. Giden oyuncuların kayıp hanesine yazılacak boşluklar doğuracağı açık ancak bu durumun Spahija’nın istediği türden kendisine daha fazla seçenekler sunan bir uzun rotasyonu yaratması için elini güçlendireceği de düşünebiliriz.

Spahija, Lavrinoviç dışında bir uzun daha alınacağını söylüyordu. Vidmar’ın sözleşme durumu bu isteğini zora soksa bile kafasındaki uzun rotasyonunun geçen yıllarda sahip olduğumuzdan daha fazla topu eline yakıştıran ve şutu, driblingi daha düzgün oyunculardan oluşturmak istediği belli. Vidmar’la yolların ayrılması durumunda, uzun rotasyonunda savunma sertliği ve disiplini konusunda sorunlar yaşayacağımız açık. Mirsad bir yaş daha yaşlanmış olacak, kaldı ki artık iyice istatistik yaparak maç kazandıran oyuncu rolüne bürünmüş durumda. Oğuz bu konuda geride kalan yıllarda çok fazla gelişme sağlayamadı, Spahija’nın elinde final serisinde olduğu gibi rolü doğru biçimde çizilip hücumda sahip olduğu muazzam yeteneklerinden maksimum verim alınabilir ama savunma konusunda hem ayak çabukluğunu, hem doğru pozisyon alma becerisini hem de dayanıklılığını geliştirmesini beklemek pek doğru değil. Lavrinovic’in de ortalama bir savunmacı olduğunu düşünürsek pota altında caydırıcı bir savunma oyuncusu özellikle Euroleague’in kavgacı ortamı için şart gibi görünüyor.

Etiketler: ,

Bu sezon dikkatle izlenmesi gereken bir isim; Boban Marjanovic

Gönderen tozlu parkeler


Boban Marjanovic, Euroleague’de sezonun patlama yapması muhtemel isimlerinden birisi. 1988 doğumlu, 2.21 boyunda. Partizan’da son 5 sene içerisinde Euroleague’in en önemli yeni nesil uzun oyuncularını yaratan Vujosevic’in yeni takım CSKA onu çok başarılı bir sezon geçirdiği Hemofarm’dan transfer etti.

Son yıllarda Avrupa basketboluna, Pekovic, Maric, Jan Vesely, Slavko Vranes gibi birbirinden değerli uzun oyuncuları kazandıran Vujosevic’in Sırbistan basketbolunun altın jenerasyonundan gelen Boban Marjanovic’e de sınıf atlattırıp onu Avrupa’nın adından en fazla söz edilen oyuncularından birisi haline getirmesi sürpriz olmaz.
Marjanovic, Sırbistan milli takımının altın madalyayı kazandığı 2007 19 yaş altı dünya şampiyonasında ve 2008′de 20 yaş altı Avrupa şampiyonasında Miroslav Raduljica, Stefan Markovic ve Milan Macvan’la beraber takımın en fazla ümit vaadeden oyuncusuydu. Hemofarm’ın geçen yıl Sırbistan ligi finali başarısında önemli bir pay sahibiydi.
2.21′lik boyuyla elbette atlet değil ama hücumlarda hareketli, çabuk ve sahip olduğu koordinasyon yeteneğiyle dengeli olduğunu söylemek lazım. Ayrıca bir aygır kadar güçlü.
Geçen yıl jan Vesely’den final fourda harikalar yaratan bir oyuncu çıkaran Vujosevic’in elinde Marjanovic ne hale gelir kimbilir.
Etiketler: ,